Karanlık Aydınlık

Bir sokakta yürürken, bir şarkıyı duyduğunuzda veya tamamen yabancı biriyle göz göze geldiğinizde… Hiç o anı daha önce yaşadığınızı hissettiniz mi? İşte bu, bilinçaltımızın bize oynadığı en ilginç oyunlardan biri olan “déjà vu” duygusudur.

Fransızcadan dilimize geçen bu kavram, “daha önceden görmek” anlamına gelir. Ancak bu basit tanım, bu karmaşık ve etkileyici fenomenin tüm yönlerini kapsamaz. Peki, déjà vu nedir ve bu duygu bizi neden bu kadar etkiler?

Beynimizin Hafızası

Araştırmalara göre insanların yarısından fazlası hayatlarında en az bir kere déjà vu duygusunu deneyimlemiştir. Ancak bu duygu gerçekten geçmişte yaşanmış bir olaya mı dayanır, yoksa beynimizin bir yanılsaması mıdır?

Bazı bilim insanları, déjà vu’nun, beynin yorgunluk, stres gibi durumlarda bir görüntüyü veya sesi giriş anında doğru algılayamamasından kaynaklandığını ileri sürer. Bu teoriye göre, beynimiz o anı daha önce yaşamış gibi algılar. Ancak bu açıklama, déjà vu duygusunun tüm boyutlarını açıklamaya yetmez.

Bir başka teoriye göre, beynin sağ ve sol lobları arasında milisaniyelik bir gecikme olduğunda, bu fenomen ortaya çıkabilir. Bu durum, sinir aksonlarındaki minik bir sapmadan kaynaklanır. Yoğun alkol alımının ardından déjà vu deneyimi yaşama ihtimali de bu yüzden artar.

Déjà Vu’nun Diğer Kardeşleri

Déjà vu, yalnız değil. Bu fenomenin yanı sıra, “déjà entendu” (bir şeyi daha önce duyduğunu sanmak), “déjà fait” (bir şeyi daha önce yaptığını sanmak) ve “déjà pensé” (bir şeyi daha önce düşündüğünü sanmak) gibi diğer benzer deneyimler de bulunmaktadır. Bu deneyimler, zihnimizin karmaşık yapıları ve bilincimizle bilinçaltımız arasındaki ince sınırlar hakkında daha fazla bilgi veriyor.

Sinema, deja vu’yu birçok farklı şekilde kullanmıştır. Kimi zaman ana karakter, yaşadığı olayları sürekli tekrar ederken bulur kendini. Kimi zaman da, ana karakter, geleceği veya geçmişi görebilme yeteneğine sahip olabilir. Bu tür hikayeler, seyircinin duygu ve düşünceleriyle oynar. Zamanın doğrusal olmadığını, farklı gerçeklik katmanlarının birbiri içinde saklı olabileceğini düşündürür.

Sanatta deja vu, resimlerde, müzikte ve edebiyatta da kendine yer bulmuştur. Bir ressam, aynı manzarayı farklı perspektiflerden çizerek, izleyiciye tanıdık gelen ama tam olarak yerleştiremediği bir duygu yaşatabilir. Bir müzisyen, melodisinin içine, daha önce duyulmuş bir notayı yerleştirerek dinleyenin ruhuna dokunabilir. Edebiyatta ise, yazarlar kelimelerle deja vu’nun o mistik atmosferini yansıtabilir.

Peki, sanat ve sinemanın bu denli deja vu’ya ilgi duymasının nedeni nedir? Belki de bu, insanın bilinmeyene olan özlemidir. Ya da, hepimizin içinde bir yerlerde, yaşanmışlıkların, unutulmuş anıların, kırık dökük rüyaların yankısıdır. Deja vu, bize kendi iç dünyamızla, geçmişle, gelecekle ve hatta alternatif gerçekliklerle bağlantı kurma fırsatı sunar.

Deja vu, sanatın ve sinemanın sıkça başvurduğu bir konsept olarak, bizi hem kendimize hem de evrenin gizemlerine dair sorular sormaya teşvik eder. Belki de bu, hepimizin aradığı cevapsız soruların başlangıcıdır. Ve belki de, sanat ve sinema aracılığıyla, bu soruların bazılarına cevap bulabiliriz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir