Karanlık Aydınlık

William Shakespeare, tarihin en büyük dramatistlerinden biri olmanın yanı sıra, döneminin ve sonrasının en büyük lirik şairlerinden biridir. Sonetlerinde aşk, ölüm, geçiş, kıskançlık, güzellik ve zaman gibi evrensel temaları işler. 72. sonet de bu evrensel temalardan bazılarına dokunan bir eserdir.

Bu sonette, şair, ölümünden sonra sevdiği kişi tarafından nasıl anılacağına dair bir kaygı taşır. “Ne buldun diyecekler, onun nesini sevdin?” ifadesiyle, sevgilisinin onu neden sevdiğine dair toplumun sorgulamalarına işaret eder. Toplumun dış baskısı, şairin sevdiğiyle olan ilişkisini nasıl etkilediğini ve onların bu baskı karşısında nasıl bir duruş sergilediğini sorgulamaktadır.

“Meğer ki uydurduğun erdemli yalanlarla” satırında, sevdiğinin, şairin ölümünden sonra onu överken gerçeği çarpıtarak, belki de toplumun beklentilerine uymak adına, ona lâyık olmayan övgülerde bulunabileceğini belirtir. Ancak bu övgüler, samimi ve gerçek aşkın dışavurumu değil, toplumsal beklentilere bir yanıttır.

“İstemem aşk uğruna yalancıktan övmeni” satırıyla Shakespeare, gerçek aşkın samimiyetine, dürüstlüğüne vurgu yapar. Bu, bir bireyin ölümünden sonra onun gerçek değerinin anlaşılması ve bu değerin samimi bir şekilde yansıtılması gerektiğini belirtir. Ölüm sonrası yapılan boş ve anlamsız övgülerden ziyade, gerçek aşkın ve samimiyetin değerini ön plana çıkarır.

Ah, ben ölünce neler söyletecekler sana:
Ne buldun diyecekler, onun nesini sevdin?
İyisi mi, sevgilim, sen hepten yan çiz bana,
Zaten bende ne arar senin değer dediğin.
Meğer ki uydurduğun erdemli yalanlarla
Hiç lâyık olmadığım şeyler yakıştırasın,
Cimri gerçeğin vermek istediğinden fazla
Bu ölüye, ardından, övgüler yağdırasın.
Ah, belki gerçek sevgin görünür diye sahte,
İstemem aşk uğruna yalancıktan övmeni;
Adımı da gömsünler cesedinle birlikte
Yaşamasın; ne beni utandırsın, ne seni.
Utanıyorum işte bunlara yol açmaktan:
Hiç değer taşımayan şeylerden sen de utan.

Bu sonet, bireyin ölüm sonrası nasıl anılacağına dair içsel bir sorgulamayı, toplumsal baskılar ve gerçek aşkla birleştirerek sunar. Şairin duyduğu utanç, gerçek değerinin anlaşılmamasından değil, bu değerin toplumsal beklentilere uygun bir şekilde çarpıtılmasından kaynaklanmaktadır. Shakespeare, bu sonetle, sevginin ve ilişkilerin içtenlik ve samimiyetle yaşanması gerektiğini vurgular.

Shakespeare’in bu sonetinde ortaya koyduğu içselleştirme teması, bireysel benlik ve toplumsal beklentiler arasındaki gerilimi ortaya koyar. Ölüm, hafıza ve miras üzerine derinlemesine bir içselleştirmeye olanak tanırken, aynı zamanda aşkın zamanla nasıl dönüştüğüne dair bir pencere açar.

Shakespeare, “Adımı da gömsünler cesedinle birlikte” satırında, bırakacağı mirasın samimiyetini ve özgünlüğünü savunur. Kendi adının, yani bırakacağı mirasın, sevgilisiyle birlikte anılmak yerine unutulmayı tercih eder. Bu, onun bırakacağı mirası toplumsal beklentilere kurban etmek istemediğini gösterir. Ancak aynı zamanda, bu mirasın sevdiği kişiyle bağlantılı olmasından duyduğu derin endişeyi de ortaya koyar.

İçselleştirme teması üzerinden bakıldığında, Shakespeare, bireysel benliğin toplumun gözünde nasıl şekillendiğini sorgular. Kendisine biçilen değerin, toplumun beklentilerine uygun bir şekilde dönüştürülmesinden duyduğu rahatsızlık, bireyin toplumla olan ilişkisindeki gerilimi gösterir. Toplumsal normların ve beklentilerin birey üzerindeki etkisini, ölüm sonrası bırakılacak mirasın perspektifinden ele alır.

Sonuç olarak, Shakespeare’in 72. soneti, aşkın, ölümün, mirasın ve toplumsal beklentilerin kesişim noktasında derin bir içselleştirme sunar. Bireyin, toplumsal baskılar ve beklentiler karşısında nasıl bir duruş sergileyeceği, bu sonetin merkezinde yer alır. Shakespeare, bireyin iç dünyasını, toplumsal beklentilerle olan çatışmasını ve bu çatışmanın aşk üzerindeki etkilerini ustaca işler. Bu sonet, sadece Shakespeare’in döneminin değil, her dönemin bireylerinin duyduğu kaygıları, endişeleri ve umutları yansıtan evrensel bir eserdir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir